Türk sanayisi yeni yıla hazırlanıyor

Türk sanayisi yeni yıla hazırlanıyor
Türk sanayisi yeni yıla hazırlanıyor

2025 yılı, Türkiye ekonomisi açısından hem zorlukların hem de fırsatların yoğun olarak hissedildiği bir yıl oldu. Küresel ekonomik dalgalanmalar, yüksek faiz ortamı ve enerji maliyetlerindeki belirsizlik, üretim ve ihracat planlarını doğrudan etkiledi. Ancak yılın ikinci yarısında gözlenen toparlanma sinyalleri, sanayicilere yıl sonuna doğru bir nebze rahatlama sağladı.

Geride bırakmaya hazırlandığımız 2025 yılı, Türkiye ekonomisi açısından hem zorlukların hem de fırsatların yoğun olarak hissedildiği bir yıl oldu. Küresel ekonomik dalgalanmalar, yüksek faiz ortamı, enerji maliyetlerindeki belirsizlik ve dövizdeki oynaklık, üretim ve ihracat planlarını doğrudan etkiledi. İç talebin zayıfladığı, finansman koşullarının sıkılaştığı bu dönemde, sanayiciler yol haritalarını yeniden şekillendirmek zorunda kaldı.

Yılın ilk yarısında ekonomik aktivitede gözlenen yavaşlama, maliyet baskılarının etkisiyle üretimde temkinli bir tablo oluşturdu. Buna karşın yılın ikinci yarısında hem ihracat performansındaki iyileşme hem de sanayi üretiminde gözlenen toparlanma sinyalleri, reel sektör için sınırlı da olsa bir nefes alanı yarattı. Sanayiciler, kur ve enerji maliyetlerindeki yükselişe rağmen üretim kapasitelerini korumaya, ihracat pazarlarındaki konumlarını güçlendirmeye odaklandı.

Uzmanlar, 2025’in sanayinin dayanıklılığını bir kez daha test eden bir yıl olduğunu vurguluyor. Zorlu küresel koşullara ve iç belirsizliklere rağmen Türk sanayisi, üretim, ihracat ve yatırımda istikrarı koruyarak önemli bir direnç gösterdi. Bu süreç, maliyet baskıları, enerji verimliliği ve dijital dönüşüm yatırımlarının önemini daha da artırdı. 2026’ya girerken sanayiciler, daha dengeli bir ekonomik ortam ve öngörülebilir politikalar beklentisiyle stratejilerini belirliyor.

BÜYÜME SINIRLI, ENFLASYON YÜKSEK

2025’in ocak-eylül döneminde Türkiye ekonomisi yüzde 3,2 oranında büyüme kaydetti. Bu büyüme, iç talebin yüzde 2,1 ve net dış talebin yüzde 1,1 katkısıyla gerçekleşti. Oysa 2024’ün aynı döneminde ekonomi yüzde 5,1 ile daha yüksek bir performans göstermişti. Analistler, büyümedeki yavaşlamayı sıkı para ve maliye politikaları ile iç talebin sınırlanmasına bağlıyor.

Enflasyon cephesinde ise yükseliş devam etti. Eylül itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 33,3 seviyesinde gerçekleşti. Bu oran, 2024’ün aynı dönemindeki yüzde 28,3’ün oldukça üzerinde. Gıda, konut ve enerji kalemlerindeki artışlar, üretim maliyetlerini yükseltirken tüketici üzerindeki baskıyı da artırdı.

DÖVİZDEKİ YÜKSELİŞ SANAYİCİNİN MALİYETİNİ ARTIRDI

Yılın ilk dokuz ayında döviz kurları dalgalı bir seyir izledi. Yıl başında 1 Amerikan doları yaklaşık 35,3 TL seviyesindeyken, Eylül ayında 41,6 TL’ye yükseldi. TL’deki yaklaşık yüzde 17’lik değer kaybı, özellikle ithalata dayalı üretim yapan sanayiciler için maliyet baskısını artırdı; hammadde ve ara malı fiyatları önemli ölçüde yükseldi. Öte yandan döviz geliri elde eden ihracatçı firmalar, kurdaki yükselişi avantajlarına çevirebildi ve rekabet güçlerini korudu.

TL’deki değer kaybı, yüksek faiz politikalarına ve sıkı para önlemlerine rağmen sürdü. Merkez Bankası’nın politika faizini yüksek seviyelerde tutması ve enflasyonla mücadele çabaları, kur dalgalanmasını sınırlamakta tam anlamıyla yeterli olmadı. Siyasi ve ekonomik gelişmeler de piyasalar üzerinde etkili oldu; belirsizlik ortamı TL’nin değer kaybını hızlandıran faktörlerden biri olarak öne çıktı.

Uzmanlar, 2026’da döviz kurlarında nispeten daha istikrarlı bir seyir bekliyor. Ancak ihracat ve ithalata dayalı üretim yapan sanayiciler için maliyet yönetimi ve döviz riski hâlâ kritik bir konu olmaya devam edecek.

İHRACAT, SANAYİNİN VAZGEÇİLMEZ GÜCÜ

2025 yılı, Türkiye’nin ihracat ve dış ticaretinde güçlü ama dalgalı bir performans yılı oldu. İlk dokuz ayda toplam ihracat yaklaşık 205 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Plastik ve mamulleri sektörü 786 milyon dolarlık ihracatla öne çıktı. Küresel ekonomik belirsizlikler ve artan enerji maliyetlerine rağmen sanayiciler ihracat hedeflerini korudu.

Plastik, otomotiv ve tekstil gibi ihracat odaklı sektörler, döviz dalgalanmalarını avantajlarına çevirmeye çalıştı. Döviz geliri sağlayan firmalar rekabet gücünü artırırken, ithalata dayalı üretim yapan sanayiciler maliyet baskısıyla karşı karşıya kaldı. Bu durum, ihracat stratejilerinin ve fiyatlama politikalarının yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kıldı.

Türkiye’nin dış ticaretinde pazar çeşitlendirmesi de öne çıktı. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere Ortadoğu ve Kuzey Afrika pazarlarına yönelik ihracat artışı, sanayinin dış şoklara karşı dayanıklılığını artırdı. Uzmanlar, 2026’da ihracatın sürdürülebilir büyüme için kritik bir faktör olmaya devam edeceğini vurguluyor.

ENERJİ FİYATLARI SANAYİYİ BASKILIYOR

2025 yılı, enerji maliyetlerinin sanayi üretimi üzerindeki etkisinin net biçimde hissedildiği bir yıl oldu. Doğalgaz ve elektrik fiyatlarındaki artış, üretim maliyetlerini yükselterek özellikle enerji yoğun sektörlerde kârlılığı baskıladı. Plastik, çimento ve metal sanayii gibi yüksek enerji tüketen sektörler, maliyet yönetimini öncelikli gündem maddesi haline getirdi.

Elektrik fiyatlarındaki yükseliş, üretim planlamasında ve yatırım kararlarında belirleyici rol oynadı. Sanayiciler, enerji verimliliğini artıracak yatırımları hızlandırırken, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimi artırdı. Doğalgaz fiyatlarındaki artış ise hammadde maliyetleriyle birleşerek, fiyatlama stratejilerinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kıldı.

Uzmanlar, enerji maliyetlerinin üretim ve ihracat kararlarını şekillendirdiğini vurguluyor. Plastik sektöründe faaliyet gösteren firmalar, artan enerji maliyetlerini minimize etmek için verimlilik ve dönüşüm projelerine ağırlık verdi. 2026’da enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, yatırım ve üretim planlamasında kritik bir parametre olmaya devam edecek.

SANAYİ 2025’TE DİRENCİNİ GÖSTERDİ

Ekonomistlerin ve sektör temsilcilerinin değerlendirmelerine göre, tüm zorluklara rağmen 2025 yılı Türkiye sanayisinin dayanıklılığını bir kez daha gösterdi. Hakan Güldağ, kurdaki dalgalanmalara rağmen ihracat performansının yıl genelinde iyileştiğine dikkat çekerken; Erhan Aslanoğlu, 2025’in küresel ölçekte hem ekonomik hem de jeopolitik açıdan son derece kritik gelişmelere sahne olduğunu belirtti. Efe Gökçe ise 2025’i, Türkiye ekonomisi ve plastik sektörü açısından “bir sınav ve uyanış yılı” olarak tanımladı.Şevket Sayılgan’a göre ise döviz baskısı, yüksek faiz ve kalıcı enflasyon arasında denge arayışını sürdüren Türkiye ekonomisi, yılı yaklaşık yüzde 4 büyümeyle tamamlarken 2026’ya temkinli ama umutlu beklentilerle giriyor.

Genel tabloya bakıldığında, 2025 ekonomide dengelerin yeniden şekillendiği bir yıl olarak kayıtlara geçti. Kur ve maliyet dalgalanmalarına rağmen sanayiciler ihracat ve üretim hedeflerini korumayı başardı. Özellikle plastik sektörü, yüksek hammadde ve enerji maliyetlerine rağmen yılın ikinci yarısında performansını artırarak 2026’ya güçlü bir başlangıç yapmaya hazırlanıyor.